Atoma İlkİşaretler
4/9/2007 19:04, 2007
Atoma İlkİşaretler
Nuri BALTA
19. yüzyıla kadar maddenin en küçük parçası olarak bilinen atom modeli hakkında bugün geçerli olan bilgilerimiz Niels Bohr ve Max Planck gibi fizikçilere dayanır. Eski Yunan’da Demokrit’le başlayan atoma dâir düşünceler, 20. yüzyılda kuantum fiziğindeki gelişmelerle çok farklı boyutlara taşınmıştır. Proton, nötron, elektron ve bunların daha alt birimleri olan parçacıklardan müteşekkil atomun yapısına yakından bakılacak olursa, şunlar görülür: Çekirdeğin etrafında belli bir mesafede dönen elektronlar, farklı elementlerde farklı miktarlarda bulunur. Meselâ hidrojen atomunda bir, helyum atomunda iki, uranyum atomunda doksan iki elektron mevcuttur. Çekirdek etrafında muazzam bir hızla hareket eden elektronlar, dışarı savrulmamak ve hem kendi aralarındaki hem de komşu atomların elektronlarının uyguladıkları itme kuvveti sebebiyle dağılmamak için, bir çekim kuvvetiyle çekirdekteki protonlara görünmez bir bağla bağlanmışlardır. Hem hareketli olmaları hem de birkaç kuvvetin tesirinde kalmaları sebebiyle elektronların hareketi oldukça karmaşıktır.
Zâriyat Sûresi’nin ilk beş âyetine fizikçi veya kimyacı nazarı ile bakıldığında sırasıyla elektron, proton, nötron ve atomun yapısına işaret edildiği görülecektir: “Tozutup savuranlar, sonra ağır yükü taşıyanlar, sonra kolayca akanlar, sonra iş bölümü yapanlar hakkı için size va’d olunan elbette doğrudur.’’
İlk tefsirlerin çoğunda müfessirler, bu âyetlerde geçen “zâriyat”, “hâmilat”, “câriyat” ve “mukassimat” kelimelerine sırasıyla “rüzgârlar”, “bulutlar”, “gemiler” ve “melekler” mânâsını vermişlerdir. Bazı müfessirler de, bu kelimelerle fiilî bir hâdisenin anlatıldığını düşünerek, tek bir makama itaat eden farklı toplulukların ifade edildiğini beyan etmişlerdir. Bu topluluğun üyelerinin peş peşe sıralanışı ve yaptıkları işler insana bambaşka ilhamlar vermekte, kalbi dikkate değer bir işe ve duruma bağlamaktadır. Zaten âyetlerin sonunda Yüce Rabb’imiz bu topluluk üzerine yemin etmekle, onların hususi bir yeri olduğunu belirtmiştir. Diğer taraftan bir fizikçi, Zâriyat Sûresi üzerinde biraz tefekkür ettiğinde, burada atomun yapısına dâir kapalı bazı işaretler bulabilir.
‘‘Ve’z-zâriyâtı zerven’’ (tozutup savuranlar): Zerv; tozutup götürmek, savurmak, kırıp ufalamak demektir. Tozutup savurma, genellikle rüzgârlar vasıtasıyla ortaya çıkan bir fiildir. Fakat bu fiil, kuantum teorisinin tarif ettiği atom modeli için de pekâlâ düşünülebilir. Bu teoriye göre atomun çekirdeği çevresindeki elektronlar, gezegen uydularının döndüğü gibi belirli yörüngelerde değil, bir bulut meydana getirecek şekilde sağa-sola savrularak (dalga görüntüsünde) hareket ederler. Oldukça karmaşık olan bu hareketin, rüzgârla sağa sola savrulan toz zerrelerinden bir farkı yoktur. Ayrıca elektron, mâhiyet ve hareket itibarıyla anlamakta zorlanabileceğimiz -hem dalga hem parçacık gibi davranabilme, aynı anda iki yerde bulunabilme, aynı anda iki delikten geçebilme, bazı yerlerde hiç bulunamama, kendi etrafında da dönebilme ve çekirdek etrafındaki yerinin tam olarak belirlenememesi gibi- bazı özelliklere sahiptir. Elektronların çekirdek etrafında bir oraya bir buraya savrulurcasına hareket etmesi “tozutup savuranlar” ifadesi ile bir uyum arz etmektedir.
“Fe’l-hâmilâti vikran” (sonra ağır yükü taşıyanlar) âyetinin de her atomun merkezinde bulunan çekirdeğe işaret edebileceği düşünülmüştür. Atomun yoğunluğu her tarafında eşit değildir. Neredeyse bütün kütlesi çekirdeğine yerleştirilmiştir. Dar bir hacme sıkıştırılmış proton ve nötronlar atomun kütlesinin % 99,95’ini oluşturur. Bu hâli ile çoğu boşluktan ibaret olan atomun çekirdeğindeki yoğunluk yaklaşık 2,3.1017 kg/m3’tür. Çekirdekteki proton ve nötronların miktarları elementten elemente değişiklik arz eder. Proton ve nötronların her biri elektrondan 1.837 defa daha ağırdır. Burada “ağır yükü taşıyanlar” ifadesi ile atomun kütlesinin hemen tamamını sırtlayan çekirdeğe, dolayısıyla da proton ile nötrona işaret edilmiş olabilir.
“Fe’l-câriyâti yüsran” (sonra kolayca akanlar) âyetinde ise dolaylı olarak, çekirdekteki yüksüz parçacıklara -nötronlara- işaret edilmektedir. Elektrik yükleri olmadığından nötronlar; elektron ve protonlar gibi yüklü parçacıklar tarafından itilip çekilmezler. Nötronların bu özellikleri kullanılarak atom, nükleer bombalarda ve reaktörlerde parçalanır. Nötrona verilen bu hususiyetler göz önüne alındığında “kolayca akanlar” ifadesi bu parçacıkları daha iyi tarif eder.
“Fe’l-mukassimâti emran” (sonra iş bölümü yapanlar hakkı için) âyetinde ise, 109 çeşit atomun varlığına ve kâinatın inşasında bu atomların bir denge, ölçü ve âhenk içinde beraberce kullanıldığına dâir işaretler bulunabilir. Kâinattaki her şey, atomların belli bir plân ve program dâhilinde istihdamıyla inşa edilen moleküller ile bu moleküllerden yaratılan varlıklardan ibarettir. Meselâ bazen birkaç atom bir araya getirilerek su gibi basit moleküller, bazen de çok sayıda atom bir araya getirilerek protein gibi son derece büyük ve kompleks yapılara sahip moleküller inşa edilir. Bu varlıklar öyle hassas dengeler üzerine bina edilmiştir ki, bunları oluşturan moleküllerde meydana gelebilecek en küçük bir değişme (bir atom eklenmesi veya ayrılması gibi), içtiğimiz suyu zehire, yenilmez bir şeyi yenilebilir hâle, kötü bir kokuyu miski ambere, akışkan bir maddeyi katı hâle dönüştürebilir.
Oldukça hassas dengeler üzerinde oturan bu parçacıkların tesadüfler neticesi bir araya gelmeleri ve birbirlerinin yardımına koşmaları imkânsızdır. Bu mükemmellik, atomlar üzerinde düşünen herkesi, üstün bir yaratılışa ve bu yaratılışın her an, sonsuz ve mutlak bir Kudret’in kontrol ve idaresinde olduğu hakikatine götürür.
Zâriyat Sûresi’nin ilk üç âyeti ile atomun bileşenlerine, dördüncü âyeti ile de atomun kendisine işaret edilerek, kâinatın temel taşları mesabesindeki bu yapıların ehemmiyeti günümüz insanının idrâkine sunulmuş olabilir. Zîrâ atom, mahiyeti ve çalışma sistemi ile harika bir şekilde bina edilmiştir. Bu âyetlerde üzerine yemin edilen fiil ve hâdiselerin bir işârî mânâsı olan atomun; basit, boşu boşuna, tesadüf eseri, hassasiyetten uzak ve rastgele meydana gelmediği îmâsı vardır. Bu hâli ile atom, insanın dikkatlerini kendine çeken yeminin yardımı ile; güçlü alametler, ilhamlar ve mânâlar ihtiva eden deliller hâline gelmektedir. Kâinatın dili ile doğrudan doğruya insan fıtratına seslenmek mânâsına gelen bu durum, ilham yollarından biridir. Bu ilhamla donanan araştırmacılar, Allah’ın kudretini daha iyi idrak ederler.
Kaynaklar
- Gülen, M. Fethullah. Fatiha Üzerine Mülâhazalar, Nil Yayınları, İzmir, 2005.
- Halis, İshak. İman Dünyası, Işık Yayınları, İzmir, 1992.
- Kutub, Seyid. Fizilal’il Kur’ân.
- Çakmak, Osman. Kâinat Kitap Atomlar Harf, İzmir, 2007.
- Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi. Hak Dini Kur’ân Dili.
(0) Baglanti
Büyük Mıknatıs
30/6/2007 11:06, 2007
| Büyük Mıknatıs Ahmet ESER Bulutlu bir havada, denizin ortasındaki bir geminin güvertesinden sudan başka bir şey göremediğimizi düşünelim. Bu şartlarda doğu ve kuzeyi tahmin edemediğimizden, hangi tarafa gideceğimizi bilemeyiz. Fakat elimizde küçük bir pusula olsa, kolaylıkla yön tayinini yapabiliriz. Peki pusulaların nasıl olup da kuzeyi veya güneyi gösterdiğini hiç merak ettik mi? Dünya, küre şeklinde bir mıknatıs hususiyeti gösterdiğinden, çevresinde bir manyetik alan meydana gelir. Şekil 1’de görüldüğü gibi Dünya’nın iç kısmı üç ana tabakadan müteşekkildir: iç çekirdek, dış çekirdek ve manto. İç çekirdekte katı demir, nikel; dış çekirdekte ağırlıklı olarak sıvı demir; mantoda ise, demir ve magnezyumca zengin kayalar bulunur. Manyetik özelliğe sahip çok yüksek sıcaklıktaki bu sıvı demirin akışının manyetik alanın teşkiline vesile olduğu tahmin edilmekle beraber, Hakîm olan Yaratıcı’nın Dünya’ya verdiği bu manyetik özelliğin sebebi hâlâ tam çözülebilmiş değildir. Bu mevzuda başta “Dinamo Teorisi” olmak üzere bazı açıklamalar var ise de, bu mekanizmanın nasıl işlediği tam açıklığa kavuşturulamamıştır. Pusulaların yatay düzlemde minimum sürtünmeyle rahat hareket edebilen mıknatıs özelliğinde bir iğneleri vardır. Bu iğne bulunduğu noktada Dünya’nın manyetik alan çizgilerine paralel olarak kutuplanır ve manyetik kuzey-güney doğrultusunu gösterir. Her ne kadar günümüzde gelişmiş GPS (Global Positioning System-Küresel Konumlama Sistemi) ile çok hassas yön tayini yapılabiliyorsa da, binlerce yıldır bu basit âlet insanoğlunun hizmetindedir. Bildiğimiz gibi mıknatısların iki kutbu (manyetik dipol) vardır: kuzey (N) ve güney (S). Dünya’nın coğrafik kutupları ile manyetik kutupları birbiriyle tam örtüşmez. Şekil 2’de görüldüğü gibi manyetik eksen Dünya’nın dönme ekseniyle yaklaşık 11 derecelik bir açı yapar. Bu sebeple pusulaların gösterdikleri kuzey, coğrafik kuzeyden 11 derecelik bir sapma gösterir. (Ortaöğretim kitaplarında geçen, Şekil 2’de de temsilen gösterilen Dünya’nın içindeki eğik mıknatıs, sadece kutuplanmayı anlatan bir gösterimden ibarettir, gerçekte böyle bir manyetik dipol yoktur.) Dünya’nın manyetik alan vektörü yeryüzünde farklı noktalarda farklı sapmalar gösterir. Coğrafî kuzey ve güneyin hassas bir şekilde bulunabilmesi için, bu sapma miktarlarının bilinmesine ihtiyaç vardır. Yüksek enlemli yerlerde bu sapma miktarı büyür, hattâ kutuplara yakın bölgelerde pusula kuzey yerine, güneyi bile gösterebilir. Dünya’nın manyetik alanının yönü jeolojik devirler boyunca birçok defa değişmiştir. On binlerce yıldan milyonlarca yıla kadar değişebilen bir sürede ortalama 250 bin yılda bir “büyük mıknatıs” kutup değiştirir, yani kuzey-güney istikametleri yer değiştirir. Son kutup değişmesinin yaklaşık 780 bin yıl önce gerçekleştiği tahmin edilmektedir.1 Peki, Dünya’nın manyetik özellikte olmasının bizlere ve sair canlılara ne gibi faydası vardır? Kerîm olan Rabb’imiz, “büyük mıknatıs”a pusulayla yön tayininin yanısıra, birçok fayda da yüklemiştir. Yerin merkezindeki bu “büyük mıknatıs”ın tesiriyle meydana gelen manyetik alan, Dünya’nın çevresinde manyetosfer denen koruyucu bir manyetik kalkan tabaka teşkiline vesile olur. Şekil 3’te görüldüğü gibi, Hafîz olan Rabb’imiz bu tabakayla Güneş’ten ve uzayın diğer bölgelerinden gelen zararlı yüksek enerjili parçacıkların ve kozmik radyasyonun yerkabuğuna ulaşmasını engeller.2 Böylece Kayyum olan Cenab-ı Hakk sadece insanların değil, diğer canlıların da hayatlarını emniyetli şekilde devam ettirmesini temin eder. Pek çok deniz hayvanı başta olmak üzere kuşlar, karıncalar, hattâ bakteriler, Dünya’nın manyetik alanını kendilerine lûtfedilen sensörlerle (alıcılar) algılarlar ve bunları yön bulmada, göç yollarını tespit etmede kullanırlar. Atlas Okyanusu’nda yaşayan deniz kaplumbağası türünün (Caretta caretta) yeni doğan yavruları (Şekil 4), Dünya’nın manyetik alanının eğim açısını ve büyüklüğünü hissederek hem kuzey-güney yönlerini, hem de bulundukları yerin neresi olduğunu tespit edebilirler.3,4 Bu hayvanlar, Florida’nın doğu sahillerinden başladıkları beş ile on yıl arası süren 12.900 kilometrelik yolculuğu, Kuzey Atlantik Okyanusu’nda Şekil 5’te görülen eliptik rota boyunca gerçekleştirerek Florida sahillerine geri dönerler.5 Mülâkkin (varlıklara kendilerine lâzım olan şeyleri ilham edip öğreten) isminin bir tecellisi olarak deniz kaplumbağalarına Dünya’nın manyetik alanını hissetme özelliği bahşedilmiştir. Deniz kaplumbağaları bu uzun yolculuklarında kendilerine ihsan edilen bu hususiyeti kullanırlar. Deniz kaplumbağalarının yön bulma özelliğini keşfeden North Carolina Üniversitesi’nden Kenneth Lohmann hayret verici bir deneyden bahseder. Bu deneyde deniz kaplumbağalarına göç ettikleri rota üzerinde bulunan Portekiz sahillerindeki lokal manyetik alanın bir benzeri (aynı yön ve şiddette) lâboratuvarda uygulanır. Bu esnada kaplumbağaların, Şekil 5’te görülen gerçek rotalarında yaptıkları gibi güneye hareket ettikleri müşahede edilir. Deniz kaplumbağaları göç esnasında bu doğrultuda ilerlediklerinde yaşamalarına daha uygun, gıda bakımından daha zengin sıcak sularda yüzerler.6 Bu hususiyet, dikenli ıstakozlara, köpek balıklarına, eklembacaklılar sınıfından bazı deniz hayvanlarına, som balıklarına ve yılan balıklarına da bahşedilmiştir.7 Bütün bunlarla beraber, çeşitli sahalarda yapılan araştırmalar da Dünya’nın; Güneş Sistemi’ndeki yerinden atmosferine, zemininden iç çekirdeğine kadar her şeyiyle canlılar için en uygun ortam olarak yaratıldığını göstermektedir. Dipnotlar 1. Gary A. Glatzmaier ve Peter Olson, “Probing the Geodynamo”, Scientific American Dergisi, Nisan 2005. 2. A Kemerli, “Arzı Koruyan Zırh”, Sızıntı Dergisi, Temmuz 1982. 3. Kenneth J. Lohmann, Catherine M. Lohmann, “Sea turtles, lobsters, and oceanic magnetic maps”, Marine and Freshwater Behaviour and Physiology Dergisi, Cilt 39, No 1, Mart 2006, syf. 49-64(16). 4. İbrahim Cesur, “Deniz Kaplumbağalarında Yön Bulma”, Sızıntı Dergisi, Şubat 1996. 5. Kenneth J. Lohmann, Shaun D. Cain, Susan A. Dodge, Catherine M. F. Lohmann, “Regional Magnetic Fields as Navigational Markers for Sea Turtles”, Science Dergisi, 12 Ekim 2001, syf. 364 – 366. 6. Bijal P. Trivedi’nin Kenneth Lohmann ile Yaptığı Röportaj, National Geographic Today, 12 Ekim 2001. 7. Shaun D. Cain, Larry C. Boles, John H. Wang ve Kenneth J. Lohmann, “Magnetic Orientation and Navigation in Marine Turtles, Lobsters, and Molluscs: Concepts and Conundrums”, Integrative and Comparative Biology 2005 45(3):539-546; doi:10.1093/icb/45.3.539. |
(0) Baglanti