BİR HİKAYECİK
26/6/2007 00:47, 2007
Bir kere ALLAH de canımı al
Hz. Resülullah (sav) anlatıyor:
“Sizden önceki ümmetler içinde bir padişah, bir de onun sihirbazı vardı Bu sihirbaz yaşlanınca, padişaha,
“Ben yaşlandım, bana genç birini göndersen de ona sihirbazlığı öğretsem” dedi.
Padişah da ona bir genç gönderdi. Gencin yolu üzerinde o zamanki hak dine inanmış ibadetle meşgul bir âlim bulunmaktaydı. Genç ona uğradı, yanında oturdu ve konuşmalarını dinledi, beğendi. Sihirbaza gittiğinde bu âlime uğrar ve yanında bir süre kalırdı. Sihirbaz ona “niçin geç kaldın?” diye kızar ve döverdi. Delikanlı bu durumu âlime şikâyet etti. O da,
“Sihirbazdan korktuğunda, ‘evdekiler alıkoydular’ de; ailenden çekindiğinde de ‘sihirbaz alıkoydu’ dersin.” dedi.
Genç, durumu böylece idare edip giderken, bir gün yolda insanların gelip geçmesine engel olan büyük ve yırtıcı bir hayvana rastladı ve kendi kendine,”Sihirbaz mı yoksa âlimin mi daha üstün olduğunu işte öğreneceğim” diyerek bir taş aldı ve
“Ey Allah’ım, âlimin yaptıklarını sihirbazın yaptıklarından daha çok seviyorsan, şu hayvanı öldür ki insanlar yollarına devam etsinler” dedi ve taşı hayvana doğru fırlatıp onu öldürdü. Halk da geçip gitti. Daha sonra delikanlı âlime olayı anlattı. Âlim ona,
“Delikanlı! Şimdi artık sen benden daha üstünsün. Zira sen, bu gördüğüm mertebeye erişmişsin. Öyle sanıyorum ki, sen yakında bir belaya uğratılacaksın. Böyle bir şey olursa, sakın benim bulunduğum yeri kimseye söyleme” dedi.
“Delikanlı körleri alaca hastalığına tutulmuş olanları kurtarır ve tedavi ederdi. Padişahın o sıralarda kör olmuş bir yakını bunu duydu, değerli hediyelerle birlikte delikanlıya giderek,
“Eğer beni tedavi edersen, bütün bunlar senin olacak” dedi.
Delikanlı,
“Ben kendiliğimden kimseye şifa veremem. Şifayı ancak Allah Teala verir. Eğer sen yüce Allah’a inanırsan, ben dua ederim, o da (dilerse) sana şifa verir.” dedi.
Adam iman etti. Allah Teala da ona şifa verdi. Adam eskiden olduğu gibi padişahın yanına gelip meclisteki yerini aldı. Onu bu halde gören padişah,
“Senin gözünü kim iyi etti?” diye sordu. O da,
“Rabbim” dedi. Bu defa padişah,
“Senin benden başka rabbin mi var?” diye gürledi. Adam,
“Benim de senin de rabbin Allah Teala’dır.” Dedi.
Bunun üzerine sinirlenen padişah adamı tutuklattı ve gencin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Sonuçta adam gencin yerini söyledi. Delikanlı getirildi. Padişah ona,
“Delikanlı, demek senin sihirbazlığın körleri ve alaca tenli olanları iyi edecek dereceye ulaşmış. Dudum ki sen epeyce işler yapıyormuşsun, öyle mi?” diye sordu.
Delikanlı
“Hayır, ben kimseye şifa veremem, Asıl şifa veren Allah Teala’dır” dedi.
Padişah delikanlıyı tutuklattı ve alimin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Neticede alim getirildi ve kendisine, “dininden dön” denildi. Alim bu teklife yanaşmadı. Bunun üzerine padişah bir testere getirtip başının tan ortasından alimi ikiye biçtirdi. Adamın parçalarının her biri bir yana düştü.
Sonra padişahın adamı getirildi, ona da, “dininden dön; yoksa öleceksin” diye tehdit edildi, fakat delikanlı kabul etmedi, direndi. Padişah delikanlıyı adamlarından bir gruba teslim etti ve onlara şu talimatı verdi:
“Bunu şu dağın tepesine çıkarın, dininden dönmeyi teklif edin, dönerse ne ala, dönmezse, dağdan aşağıya yuvarlayın gitsin.”
Adamlar delikanlıyı götürdüler, dağın tepesine çıkardılar. Delikanlı,
“Allah’ım beni bunların elinden nasıl istersen öylece kurtar” diye dua etti. Bunun üzerine dağ sallandı. Adamlar dağdan aşağıya yuvarlandılar. Gence bir şey olmadı.
Genç yürüyerek padişahın yanına geldi. Padişah,
“Yanındakiler nerede, onlara ne oldu?” diye sordu. Delikanlı
“Allah beni onların elinden kurtardı” dedi. Bunun üzerine padişah onu adamlarından başka bir grubun eline teslim ederek,
“Bunu gemiye bindirin, denizin ortasına götürün. Dininden dönmesini söyleyin, dönerse ne ala, dönmezse denize atın gitsin” dedi.
Allah’ım beni bunların elinden nasıl istersen öylece kurtar” diye dua etti. O anda denizin suları kabardı, dalgalar gemiye alt üst etti. Adamlar denize düştüler. Delikanlıya bir şey olmadı. O yürüyerek yine padişahın yanına geldi.
Padişah,
“Yanındakiler nerede, onlara ne oldu?” diye sordu. Delikanlı,
“Allah beni onların elinden kurtardı” dedi. Padişah genci öldürmekten aciz kalmış ve ne yapacağını şaşırmıştı.
Delikanlı padişaha,
“Söylediklerimi yapmadıkça beni öldüremezsin” dedi.
Padişah,
“Nedir onlar?” diye sordu. Delikanlı,
“Halkı geniş bir meydanda topla. Beni bir hurma kütüğüne bağla. Ok torbamdan bir ok al yaya yerleştir. Sonra, ‘Delikanlının rabbinin adıyla’ diyerek oku at. Böyle yaparsan beni öldürebilirsin.” dedi.
Padişah hakli geniş bir meydanda topladı. Delikanlıyı hurma kütüğüne bağladı. Sonra delikanlının ok torbasından bir ok aldı, yayına yerleştirdi. “Delikanlının rabbi olan Allah’ın adıyla” deyip oku fırlattı. Ok, delikanlının şakağına isabet etti. Delikanlı elini şakağına koydu oracıkta öldü.
Bunun üzerine halk,
“Biz delikanlının rabbine iman ettik” dediler. Padişahın adamları durumu padişaha ileterek,
“Gördün mü çekindiğin şey başına geldi; halk Allah’a iman etti.” dediler.
Bunun üzerine padişah, sokak başlarına büyük hendekler kazılmasını emretti. Hendekler ateşle doldurulmuştu. Padişah,
“Bu yeni dinden dönmeyen herkesi, zorla ateşe atın yahut onları ateşe girmeye zorlayın” dedi.
Emri yerine getirdiler. En sonunda kucağında çocuğu ile bir kadın getirildi, kadın bir ara ateşe girmemek ister gibi yaptı, geri durdu. Çocuk,
“Anneciğim, sık dişini, sabret, çünkü sen hak din üzeresin!” diyerek cesaret verdi.[Müslim Zühd 73, Tırmızi Tefsirü’l-Kur-an, 76 (nr.3340);Ahmed, Müsned 6/16]
Kadın hak dinden dönmeyip sabretti, ateşe atılmaya razı oldu; böylece şehit olup yüce Rabbine kavuştu.
Bu olay ayet-i kerimede şöyle anlatılır:
“O hendekleri ateşle doldurup iman edenlere azap edenler, müminlerden sadece göklerin ve yerin mülkü kendisine ait olan, her türlü hamde layık bulunan yüce Allah’a iman ettikleri için intikam aldılar. Allah her şeyi görmektedir.
İnanmış erkek ve kadınlara azap edip tövbe etmeyenlere cehennem azabı vardır. Onlar için orada özel olarak yanma azabı mevcuttur.
İman edip Salih ameller işleyenlere ise altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.”[Bürüc 85/11.]
(0) Baglanti
MESNEVİ'DEN ÜÇ NASİHAT
25/6/2007 00:26, 2007
Yillar önce, cok uzaklarda bir adam varmis. Bu adam çalismak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalişmiş. Sonunda memleketine dönme zamani gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akce biriktirmis ve evinin yolunu tutmuş. Evine dogru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş. Yolda yürürken köşe basinda birisi "Bir nasihat bin akce, bir nasihat bin akce" diye bagiriyormus. Adam düşünmüş: 'Nasıl olur, bir nasihati bin akceye satarlar, ben yillarca çalıştım ve sadece 3000 akce biriktirdim' Bu ise pek aklı ermemiş ama merak işte. Duramamiş ve adama bin akce vererek o nasihati satin almiş. Nasihat " Kaderde ne var ise o çıkar." İlerde yine köşe başinda baska bir adam bagiriyormuş "bir nasihat bin akce" diye. Adam yine dayanamamiş bin akce de o adama vermis ve ikinci nasihatida satin almiş. Ikinci nasihat de:"Gönül kimi severse güzel odur" Son kalan bin akcesi ile de yoluna devam etmis. Tam sehrin çıkışında yine köşe başinda bir adam bir nasihati bin akceye satiyor. Adam bir parasina bakmis, bir de nasihati satan şahsa, dayanamamis ve kalan son akcesiyle de o nasihati satin almiş. Son nasihatte:"Hiç bir iş aceleye gelmez" Parasiz yoluna devam etmis. Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karşilaşmiş. Topluluk telaş içindeymiş. Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler oldugunu sormuş. Oradan birisi açıklamış, demiş ki : Burada sehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var ama kuyunun içinde de canavar var. Canavar suyu tutmuş, göndermiyor. Asagiya kim indiyse bir türlü çıkamadı. Simdi herkes korkuyor aşagı inmeye" Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş. "Kaderde ne var ise o çıkar" aşagı inmeye karar vermiş. Aslında bu nasihatleri herkes bilir ama uygulayabilmemiz için belli bir bedel ödememiz gerekiyor. Kuyuya İnince canavar hemen yakalamış ve yerine götürmüş. Demis ki: "Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. Eger sen bilirsen seni serbest bırakırım." Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadin, diger dizine de kurbaga koymus ve "söyle bakalim hangisi güzel?" demiş. Adam düşünürken aklına ikinci aldıgı nasihat Adamımız yoluna devam etmis ve nihayet evine varmış. Evinin camindan içeri bakmış. Bir de ne görsün; karısı genç biri ile diz dize oturuyor. Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş "Hiçbir iş aceleye gelmez". Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş. Hoş beşten sonra karısına o genci sormus. Kadın da: Mesnevi
ve yoluna devam etmis...
gelmiş ve "gönül kimi severse güzel odur" demis. Bu cevap canavarin cok hoşuna gitmiş. Zira canavar,kurbaganin gözlerine aşıkmis. Adamı salmış ve suyu bırakmış. Almışlar kral'a götürmüşler ve agırlıgnca altın vermişler.
"bey sen gittiginde ben hamileydim ve bir oglumuz oldu. Bu genc senin
oğlun" demis.
(0) Baglanti