Sun'i Kalb
2/7/2007 22:14, 2007
Sun'i Kalb
Hasan GÜL
Mükemmel bir âhenkle ömür boyu çalıştırılan kalb, ihtiyaç duyulan enerjinin bütün organlara ulaştırılması vazifesini îfâ eder. Kalbin sol tarafı, oksijence zengin temiz kanı bütün vücuda; sağ tarafı ise, kirli kanı temizlenmek üzere akciğerlere pompalamakla vazifelidir. Burada dikkat çeken husus, hususi bir kas sistemiyle donatılan kalbin sürekli çalışarak dakikada ortalama 70; günde 100 bin; yılda 40 milyon defa kasılmasıdır. Buna ilâveten, uyurken ve koşarken kalbin kasılma sayısı ve dolayısıyla vücuda pompalanan kan miktarı değişmektedir. Yaklaşık 60 yıl ömür bahşedilen bir kişinin kalbi, onlarca yüzme havuzunu dolduracak miktarda kanın pompalanmasına vesile olur.
Bilhassa son yıllarda sıkça karşılaşılan kalb yetmezliği problemi, organların ihtiyacı olan kanı kalbin yeterli miktarda pompalayamaması olarak tarif edilebilir. Bu durum, kalb damarlarında (koroner) daralma, pıhtıyla tıkanma, âni uyarılarla kasılarak kapanma ve damar anormallikleri gibi sebeplere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Ayrıca, damar tıkanıklıkları ve kalb kapağı hastalıkları da yetmezliğe sebep olabilir. Kalb yetmezliği sıklığı 50-60 yaş arasında % 2 iken; 75 yaş üzerinde % 10’lara kadar çıkmaktadır. Bu artış, yeni tedavi arayışlarını da beraberinde getirmiştir. Bunlardan biri, son yıllarda başarıyla uygulanan kalb naklidir. Uygun kalb bulunup hastaya nakledildiğinde, vücutta yaşanan birçok problemin çözülmesi kalb naklini oldukça câzip hâle getirmiştir. Fakat, bu konuda karşılaşılan en önemli problem, yeterli vericinin bulunamayışıdır. Amerika’da bile yılda ancak 2.000 civarında hastaya kalb nakli yapılabilmektedir. Yılda 400.000 kişinin kalb problemi yaşadığı ve bunlardan 30.000 ile 100.000 arasında hastanın nakle elverişli olduğu düşünüldüğünde, bu rakamın azlığı, daha da iyi anlaşılmaktadır. Bu durum, sun’î kalb gibi, kalb problemlerine alternatif çözüm arayışlarını gündeme getirmiştir.
Sun’î kalbler, plâstik ve değişik metallerden yapılmış, kanı pompalama fonksiyonu olan, pil vb. güç kaynağıyla çalışan tamamen mekanik cihazlardır. Sun’î kalbleri iki ana grupta incelemek mümkündür:
1. Karıncığa (ventrikül) destek cihazlar: Fonksiyonlarını yerine getirirken kalbe destek olan cihazlardır. Bunlar, bazı hastalarda destek maksatlı kullanılırken, esas olarak nakil (transplantasyon) bekleyen hastalara, bu işlem yapılıncaya kadar destek maksadıyla kullanılır. Araştırmalar, kalb yetmezliği sınıra dayanmış hastaların % 90’ının karıncığa yardımcı cihazlardan yararlanabileceğini göstermektedir. Burada sun’î bir damar aracılığıyla karıncığın uç kısmından alınan kan, göğüs dışına yerleştirilmiş bir pompa ile aorta pompalanmaktadır. Yani, hastanın kalbi çıkarılıp yerine bir cihaz takılmamaktadır. Kalbin yerinde kalması bu cihazların en önemli üstünlüğüdür. Bu cihazlar vasıtasıyla destek verildiğinde kalb dinlenmekte ve bu esnada bazı hasarları tamir edebilen fıtrî mekanizmalar devreye girmektedir. Belli bir süre çalıştırılan destek cihazı çıkartıldığında, birçok hastada kalb hasarının giderildiği görülmüş ve nakle ihtiyaç duyulmamıştır. Hakiki kalbin çalışmaya devam etmesini sağlamak bu cihazın asıl kullanılma gâyesidir.
2. Tam sun’î kalb: Bunlar kalb fonksiyonlarını bütünüyle üstlenen ve hastanın kalbi çıkarıldıktan sonra yerine takılan mekanik cihazlardır. Bu sistemde doku ve organlardan kulakçıklara (atrium) gelen kirli kan, sun’î kalbe ait boşluklara (sun’î karıncıklara) geçmekte ve buradan da bir motor aracılığıyla hastanın aortuna, pulmoner arterlerine, dolayısıyla bütün organlarına pompalanmaktadır. Böylece sun’î kalb, karıncıkların kanı pompalama vazifesini îfâ etmektedir. Kalb naklinde kullanılan sun’î kalbin, dakikada 5-6 litre kanı pompalayabilecek ve yılda 35-40 milyon defa atabilecek bir yapıda olması gerekmektedir. Ancak sun’î kalbin, çok hassas bir dengeyle problemsiz çalıştırılan hakiki kalbimize verilen hususiyetlerden yoksun olması, birçok problemi beraberinde getirmektedir. Bu problemlerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
Enerji ihtiyacı: Sun’î kalbin çalışması için önemli ölçüde enerjiye ihtiyaç vardır. Bunu göğüs içine yerleştirilmiş bir batarya ile sağlamak mümkün değildir. Çünkü belirli bir süre içinde batarya bitecek ve bataryanın yeniden şarj edilmesi gerekecektir. Bu yüzden, göğüs içine yerleştirilmiş bataryaya ilâve olarak dışarıda da bir bataryaya ihtiyaç vardır. Dışarıdaki batarya belli aralıklarla şarj edilmekte ve içerdeki bataryaya kablolar aracılığıyla enerji transferi yapılmaktadır. En son geliştirilen sun’î kalbde ise bu iki batarya arasındaki enerji transferi kablosuz yapılabilmektedir. Mutlaka çok düzgün bir ritimle ve kesintisiz çalışması gereken makine, enerji kesikliği veya başka herhangi bir sebeple teklediğinde hasta âniden ölebilir. Rahmeti Sonsuz tarafından kalbimize yerleştirilen elektrik üretme mekanizmasıyla karşılaştırıldığında, büyük masraflar yapılarak üretilen bu sistemin oldukça yetersiz kaldığı görülmektedir.
Enfeksiyon: Takılan cihaz bir makinedir ve bir şekilde hastanın dışındaki batarya ile irtibatlandırılması gerekmektedir. Bu da enfeksiyon açısından önemli bir risktir. Nitekim sun’î kalb takılan hastaların önemli bir kısmı ameliyatı takip eden günlerde bu enfeksiyonlar sebebiyle kaybedilmektedir. Kalble bağlantılı kısımlarda oluşan enfeksiyon, bazen damardan antibiyotik verildiğinde dahi giderilememektedir.
Tromboembolik problemler: Sun’î kalb vücut için yabancı bir yapıdır. Kan, sun’î kalbe ait yüzeylerle ve bilhassa dört sun’î kapakçıkla temas ettiğinde, bu yapılar üzerinde hızla kan pıhtıları oluşabilmektedir. Bu pıhtılar hem cihazın fonksiyonlarını bozmakta, hem de kan aracılığıyla diğer damarlara sürüklenip onları tıkamakta, organlarda önemli hasarlara sebep olabilmektedir. Bu yüzden sun’î kalb takılan hastaların sürekli olarak kanın pıhtılaşmasını önleyecek ilâç (antikoagulan) kullanması gerekmektedir. Ancak bu ilâçların dozu fazla olduğunda hastada bazı yan tesirlere ve bilhassa kanamaya yol açabilmektedir.
Hemoliz: Kandaki alyuvarlar (eritrosit) sun’î kalbden geçerken fazla su alarak kısmen de olsa parçalanmakta, yıkılmakta ve bu da, bir tür kansızlık olan hemolitik anemiye sebep olmaktadır. Alyuvar hücreleri, içlerindeki sıvıya nispetle daha hipotonik (içindeki madde miktarı az, buna karşılık su nispeti fazla olan) bir sıvıya konulduğunda, içeri giren fazla su dolayısıyla şişmeye başlar. Bunun neticesinde hücre zarı üzerinde oluşan yüksek basınç, zarın yırtılmasına ve hemoglobin molekülünün dışarı çıkmasına yol açar. Vücudumuzun kan vb. diğer yapılarıyla uyumlu, hassas bir dengede olması gereken kalb ortamının sun’î kalbde sağlanması mümkün olamayacağından, bu tür problemlerin ortaya çıkması normaldir.
Bunların dışında, sağ ve sol kalb kan akışlarının uyumsuz olması durumunda da akciğer problemleri ortaya çıkmaktadır. Günümüzde sun’î kalbler fizikî büyüklük olarak birçok insan ve özellikle çocuklar için uygun değildir.
Sun’î kalb uygulamaları ve neticeleri
İlk sun’î kalb 1982’de takılmıştır. Robert Jarvik’in geliştirdiği ve dış ünitesi bir çamaşır makinesi büyüklüğünde olan Jarvik-7 adındaki sun’î kalbin takıldığı hasta 112 gün yaşamıştır. İlim ve teknolojideki ilerlemelerle beraber daha gelişmiş sun’î kalbler hazırlanarak birçok kalb nakli gerçekleştirilmiştir.
Sun’î kalbin en gelişmiş modeli 2001’de BioCor’un firmasının titanyum ve poliüretan kullanarak 75.000 dolara ürettiği Abio-cor isimli cihazdır. Bunun nakil ameliyatı ise 150.000 doları bulmaktadır. Yaklaşık 1 kilogram ağırlığındaki cihaz iki karıncık, bunlara ait kapaklar ve motorize bir pompa sisteminden müteşekkildir. Dakikada 10 litre kan pompalayabilme kapasitesine sahiptir. Mâliyeti yüksek olan bu model yedi hasta üzerinde denenmiş; fakat hiçbirinden ümit verici neticeler elde edilememiştir. Bu durum, bu konuda daha çok yol alınması gerektiğini göstermektedir.
Burada, Cenab-ı Hakk’ın yaşamamız için mükemmel bir şekilde yaratıp bize bahşettiği kalbimizin, müdahale ve yardıma ihtiyaç duymadan, bir ömür boyu masrafsız ve problemsiz olarak çalıştırılmasının, ne büyük bir lütuf olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Yukarıda bahsedilen uygulamalarda hastalar, genel olarak ameliyat sonrası destekleyici ilâçların yan tesirleri, sun’î kalb mekanizmasındaki enerji problemi, işleyiş bozukluğundan dolayı karaciğer veya böbrek yetmezliği oluşması, beyin kanaması, batarya çevresinde kanama veya enfeksiyonlar, pıhtılaşma bozuklukları ve pıhtı atması gibi sebeplerle ameliyattan kısa bir süre sonra veya bir müddet hayatta kaldıktan sonra ölmüştür.
Şüphesiz insan yapımı hiçbir pompa veya sun’î kalb, bir müdahale olmadan uzun süre düzenli ve problemsiz çalışamaz. Bu da Kudreti Sonsuz’un diğer organlarımız gibi en hayatî organlarımızdan olan kalbimizi ne mükemmel bir mühendislik harikası olarak yaratıp çalıştırdığını göstermektedir. Bu sebeple, geçmişten bugüne büyüklerimizin dile getiregeldiği; ‘Her nefes alıp verdiğimizde iki defa hamdetmemiz gerekir.’ sözünün ne kadar hikmetli olduğunu bir defa daha anlıyoruz.
Kaynaklar
- Adams KF, Zannad F. Clinical definition and epidemiology of advanced heart failure. Am Heart J. 1998; 135: 204-215.
- 2000 Heart and Stroke Statistical Update. Dallas, TX, American Heart Association, 1999.
- Organ Procurement and Transplantation Network. Transplants in the U.S. by state. Available from URL:http://www.optn.org/latestdata/rptData.asp. Accessed April 21, 2003.
- Richenbacher WE, Pıerce WS: Treatment of Heart Failure: Assisted Circulation. In Braunwald E, Zipes DP, Libby P (eds) : Heart Disease. 6th ed. Philadelphia: W.B. Saunders Company, 1991:600-615.
- Dowling RD, Gray LA Jr, Etoch SW, et al. The AbioCor implantable replacement heart. Ann Thorac Surg. 2003 Jun;75(6 Suppl): S93-9.
- Bilim ve Teknik “Yeni Ufuklara Eki”, Sun’î Kalb, Mart 2002 sayısı s. 7
- http://www.m-fgulen.org/
- http://tr.wikipedia.org/wiki/Hemoliz
(0) Baglanti
Internetten Sağlık Haberleri
22/6/2007 19:10, 2007
Internetten Sağlık Haberleri
Prof.Dr. İ. Hakkı İHSANOĞLU
Fizik aktivite, kanserli kişilerin ömürlerini uzatıp hayat kalitesini artırabilir. Fizik aktivite kanserli kişilerin anksiyete (huzursuzluk) ile ve yan etkilerle baş etmesini kolaylaştırabilir, bağışıklık fonksiyonlarını, metabolik hormonları ve ağırlık kontrolünü geliştirebilir, böylece hayat süresinin uzamasına yardımcı olabilir. Norveç'te yapılan 18. UICC, Uluslararası Kanser Kongresi'nde konuşan Prof.Kerry S. Courneya, düzenli egzersiz programlarına katılan kanser hastalarının fizikî ve zihnî sağlıklarında egzersiz yapmayanlara göre klinik açıdan daha iyi değişmeler olduğunu belirtmektedir. Düzenli egzersizler çoğu kanser hastasında görülen yorgunluğu azaltmaktadır. Kanser hastalarında yorgunluğu tedavi etmenin en iyi yolu istirahat etmek değil, günlük kas aktiviteleri yapmaktır. Egzersiz kişinin kendisini iyi hissettiği zamanlarda olmak kaydıyla, haftada 5 gün, günde 30 dakika yapılmalı, hızlı olmayan yürüme veya bisiklete binme şeklinde olmalıdır, jogging veya koşu tavsiye edilmez. Düzenli egzersiz ayrıca kanserli hastanın gereksiz kilo alımını da engeller (göğüs kanseri hastaları kemoterapiden sonra yaklaşık 2,5 ile 6,2 kg alırlar), bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar. Göğüs kanseri olan hastalar egzersiz yaparlarsa daha uzun yaşarlar. (InteliHealth 5.7.2002)
Balıktan zengin diyet düşük leptin düzeyleri ile birlikte. Temelde aynı kabileden olan ama coğrafî olarak farklı yerlerde bulundukları için biri balıktan diğeri sebzemeyveden zengin beslenen iki kabileye mensup toplam 608 kişinin leptin seviyelerine bakıldı. Yağ dokusunda sentezlenen leptin, tokluk faktörü olarak kabul edilir; normal ağırlığa sahip insanlara, yeterli yiyecek tüketimleri hakkında bilgi verir. Yüksek leptin seviyeleri şişmanlıkla ve artmış kalp-damar hastalığı riskiyle birliktedir. Kişinin kilo almasıyla birlikte vücut, leptin mesajını dinlemeyi durdurabilir, bu yüzden daha fazla miktarda leptin üretilir. Bu çalışmada, vücutta yağ miktarı veya vücut kitle indeksi ne olursa olsun, balık yiyenlerde leptin seviyesi sebze yiyenlere göre daha düşük bulunmuştur. Araştırmacılar balık diyetinin leptinle yağ dokusu arasındaki ilişkiyi değiştirip vücudun leptin mesajına daha hassas hale gelmesine yardım ettiğini düşünüyorlar. Bu çalışma sadece balık yeme ile düşük leptin seviyeleri arasındaki birlikteliği gösterdiği, leptini azaltmanın etkileri hakkında bilgi vermediği için ek çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Yine de, bu çalışma, balık tüketiminin faydaları hakkındaki çalışmaları desteklemektedir. Amerikan Kalp Cemiyeti haftada 2 öğün balık yenmesini tavsiye etmektedir. Bu çalışmanın sonuçları Circulation dergisinde yayınlandı. (InteliHealth 2.7.2002)
Yüksek kan basıncının tedavi edilmesi kalp fonksiyonlarını da düzeltiyor. Hipertansiyonun ilâçlarla tedavi edilmesi sadece kan basıncını düşürmekle kalmaz, kalbin de daha iyi çalışmasına yardımcı olur. Bu yüzden hekimlerin hastalarının kan basınçlarını normal seviyeye düşürmede ısrarlı olmaları için ek sebepler bulunmaktadır. Circulation dergisinde sonuçları yayınlanan bir çalışmada, 647 hipertansiyon hastasının kalbi eko-kardiyografi adlı yöntemle incelendi. Çalışmanın başlangıcında 174/95 mmHg olan ortalama kan basıncı, tedavi ile 3. yılda 147/84 mmHg'ya düştü. Bu düşme sol karıncık (kalbin dört odacığından en önemli olanı) kitlesinin 234 gramdan 194 grama azalmasına, karıncık kasılma kabiliyetinin artmasına sebep oldu. Bu değişiklikler hep kalbin daha etkili çalışması lehinedir. (InteliHealth 18.6.2002)
(0) Baglanti