Ötelere Seyahat
22/6/2007 16:04, 2007
| Ötelere Seyahat (Ekim 1981) Sızıntı Bir zaman iki adam, Cennet gibi güzel bir memlekete(şu dünyaya işarettir) gidiyorlar. Bakarlar ki; Herkes; ev, hane, dükkân kapılarını açık bırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar. Mal ve para, meydanda sahipsiz kalır. O adamlardan birisi, her istediği şeye elini uzatıp, ya çalıyor, ya gasbediyor. Hevesine uyup her nevi zulmü, sefahati irtikab ediyor. Ahali de ona çok ilişmiyorlar. Diğer arkadaşı ona dedi ki: - Ne yapıyorsun? Ceza çekeceksin; beni de belaya sokacaksın. Bu mallar devlet malıdır. Bu ahali çoluk çocuğu ile asker olmuşlar veya memur olmuşlar. Şu işlerde sivil olarak istihdam ediliyorlar. Onun için sana çok ilişmiyorlar. Fakat intizam çetindir. Padişahın her yerde telefonu var ve memurları bulunur. Çabuk git, sığın. Dedi. Fakat o sersem inad edip dedi. - Yok, devlet malı değil, belki vakıf malıdır; sahipsizdir. Herkes istediği gibi tasarruf edebilir. Bu güzel şeylerden istifadeyi men edecek hiçbir sebeb görmüyorum. Gözümle görmezsem inanmayacağım. Dedi. Hem filozofça çok safsataları söyledi. İkisi arasında ciddi bir münazara başladı. Evvela o sersem dedi: - Padişah kimdir? Tanımam Sonra arkadaşı ona cevaben: - Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz; sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olmaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki: Nihayet derecede muntazam şu memleket Hâkimsiz olur? Ve bu kadar çok servet ki, her saatte bir tren gaipten gelir (Seneye işarettir. Evet, bahar erzak mahzeni bir vagondur. Gaipten gelir..) gibi kıymetli, sanatlı mallarla dolu gelir. Burada dökülüyor gidiyor. Nasıl sahipsiz olur? Ve her yerde görünen ilân nameler ve beyannameler ve her mal üstünde görünen turra mühür ve damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl maliksiz olabilir? Sen anlaşılıyor ki, bir parça yabancı şeyler okumuşsun. Bu çeşit yazılan okuyorsun. Hem de bir bilenden sormuyorsun. İşte gel, en büyük fermanı sana okuyacağım. O sersem döndü, dedi: - Haydi, padişah var; fakat benim bir parça istifadem Ona ne zarar verebilir. Hazinesinden ne noksan eder? Hem burada hapis mapis yoktur; ceza görünmüyor. Arkadaşı ona cevaben dedi: - Yahu şu görünen memleket bir manevra meydanıdır. Hem sultanın garip sanatlarının meşheri (teşhir ve sergi yeri) dir. Hem muvakkat temelsiz misafirhaneleridir. Görmüyor musun ki, her gün bir kafile gelir, biri gider, kaybolur. Daima dolar boşalır. Bir zaman sonra şu memleket değiştirilecek. Bu ahali başka ve daimi bir memlekete nakledilecek. Orada herkes hizmetine mukabil ya ceza, ya mükâfat görecek. Dedi. Yine hain sersem inadında ısrar edip: - İnanmam. Hiç mümkün müdür ki, bu memleket harab edilsin... Başka bir memlekete göç etsin. Dedi. - Madem bu derece inad ve ısrar edersin. Gel, had ve hesabı" olmayan deliller içinde sana göstereceğim ki: Büyük bir mahkeme var, bir mükâfat ve ihsan diyarı ve bir ceza ve zindan diyarı var. Bu memleket her gün bir derece boşandığı gibi birgün gelir ki, bütün bütün boşanıp harab edilecek. BİRİNCİ SURET Hiç mümkün müdür ki, bir saltanat, bilhassa böyle muhteşem bir saltanat güzel hizmet eden itaatkârlara mükâfatı ve isyan edenlere cezası bulunmasın. Burada yok hükmündedir. Demek başka yerde büyük bir mahkeme vardır. BİRİNCİ HAKİKAT Hiç mümkün müdür ki, Rububiyetin şanı, Ulûhiyetin saltanatı, bilhassa böyle bir kâinatı, kemâlâtını göstermek için gayet yüksek gayeler, maksadlar ile icad etsin, O'nun gayelerine ve maksatlarına karşı iman ve kullukla mukabele eden müminlere mükâfatı bulunmasın ve o maksatları red ve tahkir ile mukabele eden dalalet ehli, sapıklara da ceza vermesin... |
(0) Baglanti